Dernek Özgürlüğü

Dernek Özgürlüğü ve Cinsel Yönelime Dayalı Ayrımcılık Sorunu: Lambdaistanbul Davası Kararları

Prof. Dr. Mesut Gülmez “Dernek Özgürlüğü ve Cinsel Yönelime Dayalı Ayrımcılık Sorunu: Lambda İstanbul Davası Kararları” başlıklı makalesinde yerel mahkeme ile Yargıtay kararını örgütlenme özgürlüğü açısından inceliyor.

Birleşik Metal-İş Sendikasının çıkardığı “Çalışma ve Toplum” Dergisinin 22. Sayısında yer alan bu makaleyi, yeni yılda başlayacak Siyah Pembe Üçgen İzmir Derneği Davası öncesi özellikle sunuyoruz.

“Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, ulusal ve ulusalüstü hukuksal dayanakları olmayan mahkeme kararını, yürürlükteki iç hukuk kurallarını doğru yorumlayarak bozmuş; derneğin gerek adının ve gerekse amaçlarının hukuka ve ahlaka aykırı olmadığı sonucuna varmıştır. Gerçekten de, dernek tüzüğünde ayrıntılı biçimde sıralanan amaçlar ile bu “amaçlar doğrultusunda, üyeleri ve kamuoyu için” yapacağı çalışmalar değerlendirildiğinde, yerel mahkemenin kararında ileri sürdüğü görüşlerin savunulması olanaksızdır.”

“İnsan hak ve özgürlüklerinin ulusalüstü hukuka uygun biçimde güvenceye alınması ve hak öznelerinin, ayrımcılığa uğramaksızın eylemli olarak yararlanmalarının sağlanması, bu alanda hem yönetsel yetkililere ve hem de yerel mahkemelere öncülük yapması, böylece de insan hakları ihlallerinin uluslararası denetim organlarına başvurulmasına gerek kalmaksızın çözümlenmesi yönlerinden, yüksek yargı yerlerimize önemli bir sorumluluk düşmektedir.”

Makalenin birinci bölümünde, Lambdaistanbul Davasının“Yargıtay İlamı” ve hemen ardından 3. Asliye Hukuk Mahkemesi Kararı (Dava, Cevap, Deliller ve Gerekçe, Hüküm) verilmiş.

Bu iki resmi belgeden daha önce haberdar olan okurlarımız “Dernek Özgürlüğü ve Cinsel Yönelime Dayalı Ayrımcılık Sorunu: Lambdaistanbul Davası Kararları” başlıklı Mesut Gülmez’in karar incelemesine geçebilirler.

T.C.
YARGITAY
7. Hukuk Dairesi
Esas: 2008/4109;
Karar: 2008/5196
Mahkemesi: Beyoğlu Asliye 3. Hukuk Mahkemesi
Tarihi: 29.05.2008
Numarası: 2007/190 – 2008/236
Davacı: K.H.
Davalı: Lambda İstanbul Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti, Transeksüel Kadın ve Erkekler Arası Dayanışma Derneği

YARGITAY İLAMI

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay’ca duruşmalı olarak incelenmesi belirlenen saatte temyiz eden davalı Lambda İstanbul Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti, Transeksüel Kadın ve Erkekler Arası Dayanışma Derneği vekili Av. Fırat Söyle ve Av. Basri Akyüz geldi. Gelenlerin huzuru ile duruşmaya başlandı. Duruşmada hazır bulunun tarafların sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. Tetkik hakiminin raporu okundu. Dosyadaki belgeler incelendi, tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği düşünüldü.

Dava, derneğin feshi istemine ilişkindir.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş ise de, varılan sonuç dosya içeriğinden toplanan delillere ve yasal düzenlemelere uygun düşmemiştir.

Ülkemizin de onaylayarak katıldığı Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 20 ve Medeni ve Siyasi Haklara ilişkin Sözleşme’nin 22. maddesi hükümlerinde herkesin dernek kurma hakkına sahip olduğu belirtilmiş, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 11. maddesi hükmünde de aynı husus tekrarlandıktan sonra bu hakkın kullanılmasına ancak ulusal güvenlik, kamu düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için zorunlu olan ölçüde ve yasa ile öngörülmek koşuluyla müdahale edebileceği, 14. maddesi hükmünde ise bu sözleşmede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanmanın cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensup olma, servet, doğum veya herhangi başka bir durum bakımından hiçbir ayırımcılık yapılmadan sağlanacağı açıklanarak ayrımcılık yasaklanmıştır.

İç hukuka gelince, Anayasamızın 10 maddesi hükmünde herkesin dil, ırk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu, devlet organları ve idare makamlarının bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorunda oldukları, kişinin hak ve ödevlerini önceden izin almaksızın dernek kurma ve bunlara üye olma ya da üyelikten çıkma hürriyetine sahip bulunduğu, dernek kurma hürriyetinin ancak, milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlak ile başkalarının hürriyetlerinin korunması sebepleriyle ve kanun ile sınırlanabileceği belirtilerek uluslararası sözleşmelere benzer bir düzenleme getirilmiş, 90/son maddesi hükmünde de usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmaların kanun hükmünde olduğu, temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümlerinin esas alınacağı açıklanmış, kişi hak ve özgürlükleri yönünden uluslararası sözleşmelerin kanunlardan önce uygulanmasına imkan tanınmıştır.

1.1.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 56. maddesi hükmünde, hukuka ve ahlaka aykırı amaçlarla dernek kurulamayacağı, 57. maddesi hükmünde herkesin önceden izin almaksızın dernek kurma hakkına sahip bulunduğu, 58. madde hükmünde dernek tüzüğünün kanunun emredici hükümlerine aykırı olamayacağı, 59. maddesi hükmünde derneklerin kuruluş bildirimini, dernek tüzüğü ve gerekli belgeleri yerleşim yerinin bulunduğu en büyük mülki amirlerine verdikleri anda tüzel kişilik kazanacakları, 60. maddesi hükmünde yapılacak incelemede kuruluş bildiriminde, tüzükte ve kurucuların hukuki durumlarında kanuna aykırılık veya noksanlık tespit edildiği taktirde bunların giderilmesi veya tamamlanmasının derhal kuruculardan isteneceği, bu istemin tebliğinden başlayarak otuz gün içinde belirtilen noksanlık tamamlanmaz ve kanuna aykırılık giderilmezse en büyük mülki amirin isteği üzerine Cumhuriyet savcısınca yetkili asliye hukuk mahkemesinde derneğin feshi istemiyle dava açılabileceği, 89. maddesi hükmünde derneğin amacı kanuna veya ahlaka aykırı hale gelirse Cumhuriyet savcısının veya ilgililerin istemi üzerine mahkemenin derneğin feshine karar vereceği, mahkemenin bu dava sırasında faaliyetten alıkoyma dahil gerekli bütün önlemleri alacağı, 90. madde hükmünde derneklerin amaçlarını gerçekleştirmek üzere, tüzüklerinde belirtilen çalışma konuları ve biçimleri doğrultusunda faaliyette bulunacakları, dernek faaliyetleri ile ilgili yasak ve sınırlamalara aykırılık halinde Cumhuriyet savcısının istemiyle mahkemece faaliyetten alıkoyma kararı verebileceği açıklanmıştır.

23.11.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5253 sayılı Dernekler Kanunu’nun 3. maddesi hükmünde ise, fiil ehliyetine sahip gerçek veya tüzel kişilerin önceden izin almaksızın dernek kurma hakkına sahip bulundukları ancak Türk Silahlı Kuvvetleri ve kolluk kuvvetleri mensupları ile kamu kurum ve kuruluşlarının memur statüsündeki görevlileri hakkında özel kanunlarında getirilen kısıtlamaların saklı olduğu, 28. maddesi hükmünde dernek adlarında Türk, Türkiye, Milli, Cumhuriyet, Atatürk, Mustafa Kemal kelimeleri ile bunların baş ve sonlarına getirilen eklerle oluşturulan kelimelerin ancak İçişleri Bakanlığının izni le kullanılabileceği, 30. madde hükmünde derneklerin tüzüklerinde gösterilen amaç ve bu amacı gerçekleştirmek üzere sürdürüleceği belirtilen çalışma konuları dışında faaliyette bulunamayacakları- Anayasa ve kanunlarla açıkça yasaklanan amaçları veya konusu suç teşkil eden fiilleri gerçekleştirmek amacıyla dernek kurulamayacağı, 31. maddesi hükmünde derneklerin defterlerinde ve kayıtlarında ve Türkiye Cumhuriyetinin resmi kurumlarıyla yazışmalarında Türkçe kullanacakları, 36. maddesi hükmünde bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir.

Somut olaya gelince dava derneğin adının ve amaçlarının hukuka ve ahlaka aykırı olduğu gerekçesiyle ve Türk Medeni Kanunu’nun 60. maddesi hükmüne göre açılmıştır.

Anılan madde gereğince fesih davası açılabilmesi ve feshe karar verilebilmesi için derneğin kuruluş bildiriminde, tüzüğünde veya kurucuların hukuki durumlarında kanuna aykırılık veya eksiklik bulunması ve mülki amir tarafından verilen 30 günlük süre içerisinde eksikliğin tamamlanmamış veya kanuna aykırılığın giderilmemiş olması gerekir. Derneğin veya kanuna aykırılığın giderilmemiş olması gerekir. Derneğin 2006 yılında kurularak tüzel kişilik kazandığı gözetildiğinde somut olayda öncelikle az yukarıda açıklanan Dernekler Kanunu hükümlerinin, bu kanunda hüküm bulunmaması halinde ise Türk Medeni Kanunu hükümlerinin uygulanacağı kuşkusuzdur.

Davalı dernek tüzüğünün 1. maddesinde derneğin uzun adının “Lambdaİstanbul Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti, Transeksüel Kadın ve Erkekler Arası Dayanışma Derneği”, kısa adının “Lambdaİstanbul LGBTT DAYANIŞMA DERNEĞİ” olduğu yazılıdır. Derneğin amaçları ise tüzüğün 2. maddesi hükmünde 16 bent halinde sayılmıştır. Dernekler Kanunu ve Türk Medeni Kanunu’nda dernek adları konusunda bir yasaklama getirilmemiş, sadece Dernekler Kanunu’nun 28. maddesi hükmünde belirtilen sözcüklerin dernek adlarında kullanılması İçişleri Bakanlığı iznine bağlanmıştır. Davalı derneğin adında bu sözcüklerden hiçbiri bulunmadığı gibi, davalı derneğin adının ve adını oluşturan sözcüklerin kullanılmasını yasaklayan başka bir kanun hükmü de bulunmamaktadır. Yine Dernekler Kanunu’nun 31. maddesi hükmünde derneklerin defterlerinde ve kayıtlarında ve Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi kurumlarıyla yazışmalarında Türkçe kullanacakları açıklanmış ise de, bu madde defter ve kayıtların tutulması ve yazışmaların yapılmasında hangi dilin kullanılacağına ilişkin olup Türkçe defter ve kayıt tutulurken veya ve yazışma yaparken meramın anlatılabilmesi için yabancı dilde bazı kelimelerin kullanılacak olması defter ve kayıtların yabancı dilde tutulduğu, yazışmaların yabancı dilde yapıldığı anlamına gelmez. Aksini düşünmek, Türkçe kullanarak yargılama yapmak zorunda olan mahkemenin dahi duruşma tutanaklarında ve gerekçeli kararında herhangi bir şekilde bu kelimeleri kullanması halinde yargılamanın yabancı dilde yapıldığı sonucunu doğurur ki böyle bir yorum şekli ile doğru sonuca varılamayacağı kuşkusuzdur. Hal böyle olunca davalı derneğin adının ve adındaki sözcüklerin defter ve kayıtlarda ve yapılacak yazışmalarda kullanılacak olmasının Dernekler Kanunu’nun 28. maddesine aykırı olmadığının kabulü gerekir.

Mahkeme hükmünün gerekçesinde derneğin adının ve amaçlarının kanuna ve ahlaka aykırı olduğu belirtilmiş ise de, cinsel kimlik veya yönelim kişilerin kendi istemleri ile seçtikleri bir olgu olmayıp, doğuştan veya yetiştiriliş tarzından kaynaklanan ve kişilerin istemeyerek karşı karşıya kaldığı bir olgudur. Bütün dünya ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde de lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transseksüel sözcükleri ile tanımlanan farklı cinsel yönelime sahip kişilerin varlığı herkesçe bilinen bir gerçektir. Bu gibi kişileri tanımlamakta kullanılan sözcükler literatüre de girmiş olup, bilimsel yayınlarda, medyada ve günlük dilde sık sık kullanılmaktadır. Kişilerin kendi istemi dışında gerçekleşen böyle bir cinsel yönelime sahip olması ya da bu gibi kişileri tanımlayan sözcüklerin kullanılması ahlaksızlık olarak nitelendirilemeyeceği gibi, kanunlarımızda da yasaklanmamıştır. Hal böyle olunca derneğin adında ve tüzüğünde lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transseksüel sözcüklerinin kullanılmış olmasının hukuka ve ahlaka aykırılığından söz edilemez.

Davalı derneğin amaçlarının hukuka ve ahlaka aykırı olup olmadığı sorununa gelince, ahlak kuralları yer ve zamana ve özellikle toplumu oluşturan kişilere göre değişebilen sübjektif kurallardır. Derneğin amaçlarının ahlaka aykırı olduğundan söz edilebilmesi için; derneğin toplumun geneli tarafından kabul edilen yerleşmiş ahlak kurallarına aykırı amaçlarla kurulduğunun belirlenmesi, amacı gerçekleştirmek üzere yapılması öngörülen çalışmalarının da bu amacı gerçekleştirmeye yönelik olması gerekir. Davalı derneğin tüzüğündeki amaçlarının açıklandığı 2 ve bu amaçların gerçekleştirilmesi için yapılacak çalışmaların açıklandığı 3. maddesi hükmü birlikte incelenip değerlendirildiğinde; derneğin amacının genel olarak lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transseksüel kişiler arasındaki birlik ve dayanışmanın güçlendirilmesi, bunların toplumun bir parçası olarak varolduklarının kanıtlanması, toplumda özgürlükçü bir ortamın oluşturulması, bu ortamda lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transseksüel kişilerin de kendilerini ifade edebilmelerinin sağlanması, bu kişiler hakkında toplumda oluşan yanlış bilgi ve kanaatlerin düzeltilmesi, toplum dışına itilmelerinin önlenmesi ve bu konudaki ayrımcılığa son verilerek toplumla bütünleşmelerinin sağlanması olduğu anlaşılmaktadır. Toplum genelinde ahlaksızlık olarak nitelenen oldu lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transseksüel olma ve bu sözcüklerin kullanılması değil, bu kişilerin yaşam tarzı ile diğer kişilerin lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transseksüelliğe özendirici ve teşvik edici davranışlara yönlendirmesidir. Anılan maddelerde hiçbir şekilde lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transseksüel yaşamı teşvik ve özendirmeden ve bu cinsel yönelimlerin yaygınlaştırılmasından söz edilmemektedir. Kanunlarımızda da lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transseksüel kişilerin aralarında örgütlenerek birlik ve dayanışmalarını sağlama amacıyla dernek kuramayacaklarına ilişkin, bir hüküm bulunmamaktadır. Hal böyle olunca davalı derneğin amaçlarının hukuka ve ahlaka aykırı olduğundan da söz edilemez.

Davalı derneğin ileride tüzüğüne aykırı olarak lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transseksüelliği özendirme, teşvik ve bu cinsel yönelimlerin yaygınlaştırması yönünde faaliyetlerde bulunması durumunda hakkında Dernekler Kanunu’nun az yukarıda açıklanan 30 ve 31. maddesi hükümlerinin uygulanabileceği ve feshinin istenebileceği kuşkusuzdur.

Hal böyle olunca mahkemece açıklanan bu olgular ve lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transseksüel kişilerinde dernek kurma özgürlüğüne sahip oldukları gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken yasal düzenlemelerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm verilmesi isabetsiz, davalı derneğin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin ödenen 14,00 YTL temyiz harcının istek halinde davalı derneğe iadesine,

Yargıtay duruşmasında kendisini vekille temsil ettiren davalı dernek yararına taktir ve tespit olunan 550,00 YTL avukatlık parasının hazineden alınarak davalı derneğe verilmesine, 25.11.2008 gününde oy birliği ile karar verildi.